Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Tonus da Odaya Giren Meşhur Kurt Hikayesi

A+
A-

Tonus da Odaya Giren Meşhur Kurt Hikayesi

Misafir Odasındaki Davetsiz Misafir

Anlatan: Kadir DABAK

Bundan yaklaşık seksen yıl evvel, ben hatırlamam babamlardan duyduğum yaşanmış bir olay şu şekilde gelişmiş.

     Eski adı Tonus olan Altınyayla da hayat bugünkünden çok farklıydı. O zamanlar köyün sosyal hayatı “köy odalarında” şekillenirdi. Yine böyle bir akşamda, köylüler toplanmış, vakit gece dokuza gelene dek sohbet etmişlerdi. Cemaat dağılıp herkes evine çekilince, geriye yalnızca o gece odada konaklayacak olan babam, üvey annem ve amcamın 14 ile 16 yaşlarındaki iki oğlu kalmıştı.

Evin yapısı eski usuldü. Girişte “aralık” denilen, dış kapısı kilitlenmeyen bir hol vardı. Bu holün solunda misafir odasının girişi bulunur, içeriye iki basamakla çıkılırdı. Odanın hemen bitişiğinde bir odunluk, odunluğun üzerinde ise yatak yorganın istiflendiği yüklük vardı. O gece, misafirler dağılmış, babamgil kerpiçten yapılma yüksekçe bir sedirde (makat), çocuklar ise alt taraftaki yer yataklarında uykuya dalmışlar.

Zaar’ın Kaçışı ve Kapana Kısılan Kurt

Gecenin sessizliğini bozan, kapıdaki köpeğimiz “Zaar” olmuş. Sokakta bir kurtla burun buruna gelen Zaar, can havliyle eve doğru kaçmaya başlamış; kurt da peşini bırakmamış. İkisi o kadar hızlı ve sert bir şekilde “aralık” kapısından içeri daldılar ki, çarpmanın şiddetiyle kapı arkalarından kapandı. Zaar, kurttan kurtulmak için basamakların üstüne çıkıp var gücüyle ürümeye (havlamaya) başladı.

İçeride gaz lambasını söndürüp derin uykuya dalan babamgil, bu gürültüye uyandı. Babam, yeğenlerine seslendi: “Hele bir bakın, köpek neden böyle hırçın havlıyor? Gelen mi var, yabancı mı var?”

Amcamın büyük oğlu Hacı, karanlıkta el yordamıyla kapıyı araladı. Aralıkta, zifiri karanlığın içinde iki kor gibi parlayan gözle karşılaştı. Şaşkınlıkla, “Amca, burada aşağıda gözleri ışıldayan bir şey var!” dedi. Babam, işin ciddiyetini henüz kavramamıştı. Şaka yollu, “Ne var, kurt mu var yoksa?” diye seslendi.

Karanlıkta Başlayan Mücadele

“Kurt” kelimesini duyan Hacı, korkuyla içeri kaçtı ama kapıyı kapatmaya fırsat bulamadı. Kurt, çocuğun peşinden doğruca misafir odasına daldı. Hacı can havliyle yüklüğün üstüne tırmanırken, odaya süzülen ay ışığı kurdun silüetini ortaya çıkardı. Babam durumu anlayınca, “Korkmayın, bu gerçekten kurt!” dedi ama bu söz çocukların paniğini daha da artırdı.

Sobanın içinde hâlâ parlayan közlerin ışığında babam bir karar verdi: “Ben bunu öldürürüm, korkmayın!” Bir eline yorganı kalkan yapıp diğer eline demir maşayı aldı. Kurda birkaç darbe indirmesiyle hayvan iyice vahşileşti. Kurt, pençeleriyle yorganı parçalıyor, bir babama bir duvardaki pencerelere saldırıyordu. O hengamede kurt, yorganın altından korkuyla bakan üvey anneme yöneldi. Bir dişi yastığa, diğeri kadının kafasına saplandı; oda bir anda kan gölüne döndü.

Gecenin Sonu ve Büyük Boğuşma

Durumun kontrolden çıktığını gören babam, yeğenlerine bağırdı: “Yavrum, bu canavar bizi parçalayacak! Dışarı çıkıp haber verin!” Çocuklardan biri, dışarıda başka kurtlar olma ihtimalinden korksa da babamın ısrarıyla aşağı atladı. Ancak kapıyı öyle bir hızla ve sertçe çekip çıktı ki, kapının mandalı (fireği) düşüverdi ve kapı arkadan kilitli kaldı. Çocuk hemen yakındaki evlerine koşup babasına haber verdi: “Amcamgilin odasına kurt girdi, hepsini parçalıyor!”

Amcam tırpanını kaptığı gibi koştu. Diğer amcam Hüseyin Usta ise elinde ağır bir taban keseriyle yardıma geldi. Ancak kapı arkadan kilitlendiği için içeri giremiyorlardı; dışarıdakiler kapıyı zorluyor ama nafile… İçeride kalan diğer çocuk İbrahim ise dehşet içinde bir köşeye büzülmüş, korkudan kilitlenmişti, kapıya gidemiyordu. Dışarıdaki köylüler kurdu ürkütmek için “Hayavruha!” diye bağırdıkça hayvan daha da panikliyor, demirli pencereleri kırmaya çalışıyor, eşyaları deviriyordu. Devrilen sobadan saçılan közler kilimleri tutuşturmuş, odayı yoğun bir duman kaplamıştı.

Babam, kurdun saldırıları arasında bir yandan da İbrahim’i teskin etmeye çalışıyordu: “İbrahim korkma yavrum, kurt bir şey yapmaz, git şu kapıyı aç!” Nihayet babamın telkiniyle İbrahim korkusunu yenip kapıyı açabildi. Kapı açılır açılmaz Hüseyin Amcam taban keseriyle kurda vurdu. Kurt, son bir hamleyle amcamın bileğini kaptı. Kurdun bir dişi keserin sapına denk gelip kırılmasaydı, amcamın bileği oracıkta kopabilirdi.

Gecenin Sonu

Gürültüye yetişen komşulardan Bekir Subaşı, tabancasıyla kurda iki el ateş etti. Kurt yere yıkıldı ama kısa süre sonra mucizevi bir şekilde tekrar ayağa fırladı. O sırada diğer komşu Ömer Subaşı, elindeki ağır sopa ile kurdun kafasına son darbeyi indirdi. Canavar artık devrilmiş, tehlike geçmişti.

Ertesi sabah güneş doğduğunda, o şanlı misafir odası bir savaş alanını andırıyordu; her yerde kan izleri, yanık kilimler ve yaralı insanlar vardı. Köylülerin yardımıyla oda temizlendi, yaralar sarıldı. Ancak Tonuslu Kadir Dabak’ın anlattığı o gece, hafızalardan asla silinmeyecek bir destan olarak tarihe geçti.

Yazarın Diğer Yazıları
ajansaltinyayla
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.