Rahmetli Yusuf YURT Hoca’nın Bağlama Yaylası Anısı
Yıl: 16 Temmuz 2013
Rahmetli Yusuf YURT Hoca’nın Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Halkbilimci Özkul Çobanoğlu ile paylaştığı Bağlama Yaylası anısı
Sivas’ın Altınyayla ilçesinden, o eski ve bereketli günlerin anısıyla yazıyorum. Bizim çocukluğumuzda “Bağlama” adını verdiğimiz yaylamız, sadece bir otlak değil, bir yaşam biçimiydi. Komşu çayırların sahipleriyle birleşir, hep birlikte Bağlama Yaylası’na giderdik. Orada çadırlarımızı kurar, doğayla iç içe bir hafta sürecek olan zahmetli ama bir o kadar da keyifli biçme mesaisine başlardık.
Gün, henüz ağarmadan başlardı bizim için. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanır, dağın yamacında buz gibi akan “Ağ Pınar”dan dedemlere su getirirdim. Kahvaltı sofrasından kalkar kalkmaz tırpanların “çekicelenme” vakti gelirdi. Örs ve çekiç kullanılarak tırpanların uçları büyük bir ustalıkla inceltilir ve keskinleştirilirdi. Bu işlem, tırpanın tarladaki performansının ilk şartıydı.
Hazırlıklar tamamlandığında imece usulüyle herkesin çayırı sırasıyla biçilmeye başlanırdı. Gün içinde tırpan köreldikçe, örsün başına dönmek yerine daha pratik bir yöntem olan “kösüreleme” tekniğine başvurulurdu. Kösüre taşı dediğimiz o uzun ve ince taş, tırpanın ağzına hızlıca sürtülerek ağzı tazelenirdi.
Tırpan biçenlerin dilinde “zo” diye bir terim vardır; muhtemelen çoğunuz ilk kez duyuyorsunuzdur. “Zo”, tırpanla biçilen otun, tırpanın arkasında oluşturduğu o muntazam ince sıraya denir. Tırpanı daha geniş bir açıyla sallayıp otu kusursuz bir hizada dizen ustalar için “İyi zo düşürüyor” denilirdi. Buradaki “o” harfi biraz uzatılarak, adeta yapılan işin ritmine uygun bir tınıyla telaffuz edilirdi. Ayrıca biçme işlemine genel olarak “tırpancı” da denirdi. Bugün bile makineli tarımda çok temiz iş çıkaranlar için “Tırpan gibi biçmişsin” diyerek o eski ustalara atıfta bulunulur, bu ifade bir takdir nişanesi olarak kullanılır.
Dedemler biraz soluklanmak için mola verdiklerinde, ben de hevesle tırpanı elime alır, toprağa bir iki çentik atmaya çalışırdım. Çocuk gönlümü hoş etmek, beni teşvik etmek için “Maşallah, dedesi gibi tırpan sallıyor!” diyerek beni onurlandırırlardı. Ancak bir süre sonra dedem tırpanı elimden alır, “Yeter artık, tırpan değer, hamlarsın” diyerek beni durdururdu. Bizim buralarda “tırpan değmesiyle hamlama” diye bir inanış vardır. Bu işe alışkın olmayanların bir anda ağır bir tempoya girmesiyle hissedilen o şiddetli yorgunluk ve vücut kırgınlığını anlatmak için kullanılır. Dedemlerin anlattığına göre, geçmişte tırpan değmesi sonucu aşırı bitkin düşen, hatta bu yorgunluğa dayanamayıp hayatını kaybeden tırpancılar bile varmış.
Bu vesileyle, rahmetli dedem Yusuf Yurt’u ve kıymetli yol arkadaşları Ömer BAĞLAMA (soy ismini yayladan almış), Yusuf Dabak ve Kadir Dabak amcaları rahmetle ve hayırla yâd ediyorum. Onların ellerindeki nasır, dillerindeki o güzel deyimler ve toprağa olan saygıları bizlere en büyük mirastır.
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.