Kuraklık Susuzluk Değil Uyarıdır
“De ki: Söyleyin bana, eğer suyunuz çekiliverse, size kim bir akarsu getirebilir?” (Mülk Suresi, 30)
Kur’an’ın bu ayeti, çağların ötesinden bugüne ulaşan bir ikaz gibidir. Nehirlerin, göllerin kuruduğu, yağmurun esirgendiği, insanın toprağa yabancılaştığı bir dönemde bu ayet yeniden yankılanıyor:
“Eğer suyunuz çekiliverse size kim bir akarsu getirebilir?”
Bir düşünün…
Musluktan su akmıyor. Barajlar bomboş. Kuyular kurumuş. Gökyüzü kara bulutlarını saklamış.
İşte o zaman kimin elinde gücün olduğunu hatırlarsın.
Ne teknolojin işe yarar, ne bilimin, ne de politik nutukların. Çünkü suyu veren, dilediğinde geri alır.
Ama biz ne yaptık?
Toprağı bereketin değil, kazancın nesnesine çevirdik.
Her ağacı bir metrekare arsaya, her suyu bir “kaynak” değerine indirdik.
Doğayı emanet değil, ganimet bildik.
Ve şimdi gök sustu, yer susuz kaldı.
Sonra adına “kuraklık” dedik.
Sanki ilahi bir ikaz değilmiş gibi, sanki kendi ellerimizle hazırlamadığımız bir kader gibi…
Kuraklık sadece yağmurun azlığı değildir; vicdanın kurumasıdır.
Şükrün unutulduğu, nimetin kıymetinin bilinmediği toplumlarda rahmet çekilir.
Bir bardak suya besmele çekmeyen nesiller, şimdi su tankerinin peşinde dua ediyor.
Bugün dünyanın dört bir yanında insanlar su bulamıyor.
Afrika’da çocuklar kilometrelerce yol yürüyor bir damla için,
biz ise o damlayı lavaboda hoyratça akıtıyoruz.
Musluğu kapatmayı unutuyoruz ama rahmet kapısını açacak duayı unutmuyor muyuz?
Kur’an’ın “suyunuz çekilse kim getirebilir?” sorusu aslında bir çevre dersi değil, bir iman dersidir.
Çünkü su, sadece bir nimet değil; Allah’ın varlığının canlı delilidir.
O akmazsa, hayat da akmaz.
O çekilirse, insan da kurur.
Ey insan!
Su sana verilmiş bir hak değil, bir emanettir.
Onu kirlettiğinde, israf ettiğinde, şükürsüz yaşadığında, aslında kendi geleceğini zehirliyorsun.
Unutma, suyu kaybeden sadece toprak değil, insanlığın merhametidir.